>> T.B.M.M. Çalışmaları >> T.B.M.M Konuşma Metinleri ...
|
; 13.06.2008 17:17:29 |
|
|
|
sayın ali koçal ; 09.06.2008 19:22:38 |
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıdaki sorularımın Milli Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin ÇELİK tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.09.06.2008
Ali KOÇAL
Zonguldak Milletvekili
05.06.2008 tarihinde Anayasa Mahkemesinin yaptığı açıklamada “9 Şubat 2008 gün ve 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyetinin Anayasası’nın bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanun iptal edilmiş ve ayrıca yürürlüğü durdurulmuştur.”
Anayasa Mahkemesi kararının açıklandığı ertesi günden başlayarak, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ulusal gazetelere verilen ilanlarda; “MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI TÜM ZAMANLARIN EN BÜYÜK OKUMA YAZMA KAMPANYASINI BAŞLATIYOR” başlıklı gazete ilanlarında başı türbanlı genç bir bayanın fotoğrafının bulunması, son derece kaygı vericidir.
Bu Bağlamda;
1- Milli Eğitim Bakanlığının gazeteye verdiği ilanda türbanlı genç bir bayanın fotoğrafının yer almasını ve böylece Türban reklamının yapılmasını doğru buluyor musunuz?
2- Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetinin en yüce yargı organlarından olan Anayasa Mahkemesinin kararını eleştirir mahiyette gazeteye böyle bir ilanın verilmesi Milli Eğitim Bakanlığımızın amaç ve ilkelerine bir “karşı duruş” olarak yorumlanabilir mi?
3- Okuma – yazma bilmeyenlerin tamamı türbanlı olan yurttaşlarımız mıdır? Başörtülü, başı açık olanların tümü okuma-yazma biliyor mu? |
|
|
Zonguldak Milletvekili Sayın Ali KOÇAL’ın TBMM de Türkiye Radyo ve Televizyon Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının Geçici 12. Maddesinde yapmış olduğu konuşma metni.; 05.06.2008 20:29:56 |
Sayın Başkan,
Değerli Milletvekilleri;
Türkiye Radyo ve Televizyon Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarının Geçici 12. Maddesi üzerine, CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum, bu vesileyle sizleri şahsım ve parti grubum adına saygılarımla selamlıyorum.
Ülkemizin kamu yayıncılığı yapmakla görevli tek kuruluşu olan TRT, 1990'ların başında ilk özel televizyon kanalı ve özel radyo kanalı yayına girinceye kadar, Türkiye'de radyo - televizyon yayıncılığı yapan tek kurum olarak hizmet vermiştir.
Bu gün TRT, 24 saat 7 ayrı kanaldan televizyon yayını gerçekleştirmekte, ek olarak GAP TV kanalıyla da Güneydoğu illerine özel yayın yapmaktadır. Radyo yayıncılığı olarak 6 ayrı kanaldan izleyicilerine ulaşmakta, yine 27 ayrı dilde dış ülkelerdeki izleyicilerine yönelmektedir.
Ulusumuzun gözü,kulağı,dili olan TRT'nin yayın politikalarının hükümet tarafından yönlendirildiği bilinmektedir. Oysa kamu hizmeti yayıncılığı; demokratik bir kamuoyu oluşturulması, kitlelerin doğru bilgi almasının sağlanması, halkın etik ve estetik değerlerinin geliştirilmesi ve toplumun tüm renklerinin, seslerinin, farklı görüşlerinin duyurulmasını sağlamak olmalıdır.
TRT'deki işleyişe baktığımızda bugün yapılan yayının kamu hizmeti yayıncılığı değil, siyasi iktidarın güdümündeki kamu yayıncılığı olduğu gayet net görülmektedir.
Sayın Başkan
Değerli Milletvekilleri;
Türkiye’de siyasal ve sosyal yapı, bir süredir hızla muhafazakâr çizgiye doğru kaymakta ve bu durum TRT’nin yayın politikasında da gözlenmektedir. Bu durumu görmek için son birkaç yılın basına yansıyan TRT haberlerine göz atmak bile yeterli olacaktır. Önce TRT’de yayınlanan ‘Gün Başlıyor’ adlı programda dansçı Gülüm Pekcan, kıyafetinin ‘açık’ olduğu gerekçesi ile sansürlenmek istendi, bunun üzerine durumu protesto eden programın sunucusu istifa etti. Uğur Mumcu’nun” sözleri, Aziz Nesin’in öyküleri, muhalif gazetecilerin TRT’ye konuk olmaları engellendi. Nükleer santrale karşı demeç veren profesörün beyanatı kesildi, çekimi tamamlanmış Allianoi belgeseli rafa kaldırıldı. Tüm bunların dışında traji-komik bir dizi gelişme daha yaşandı. Dimitria Festivali dönüşü yaşanan Pavarotti krizi, İsrail’in Lübnan’a saldırısı gerekçe gösterilerek Piyanist filminin vizyondan kaldırılması gibi daha pek çok programları burada sıralayabiliriz.
TRT, AKP hakkında açılan kapatma davasında da taraf oldu.
TRT-1 de 22 Mayıs Perşembe günü Saat 19.30 da sunulan haber programında “Haberler ile Yorumları” ayırma ilkesinin altüst edildiği duyarlı basınımız tarafından kamuoyu ile paylaşıldı.
İşin habercilik boyutunda da bir dizi sorun yaşandı/yaşanıyor. Örneğin Başbakan Erdoğan’ın Mersin’de Kemal Öncel adlı çiftçiye “hadi ananı da al git” çıkışı, TRT Genel Müdür vekilinin tabiri ile “haber değeri taşımadığından” yayımlanmadı. Sözü edilen gelişmeler birçok TRT çalışanını rahatsız etti. Bunun üzerine TRT çalışanları sansür ve propagandaya karşı eylem yaptı. TRT yönetimi eylemi, elektrikleri keserek sansürlemeye çalıştı. Görüşmekte olduğumuz TRT yasasına karşı direnen emekçilerin eylemleri yine kendi televizyon ve radyo kanallarında sansürleniyor.
TRT’de son yıllarda sansürlenenler dışında, sürekli olarak kitlelere empoze edilmek istenen dini argümanları içeren programlarda artış gözlemlendi. Örneğin “Düşünce İklimi”nde İslam Hukuku savunuldu. “Sonsuzluk Yolcusu”, “Hayat ve Din”, “Diyanet Saati” ve “İslam’ın Aydınlığında” adları ile dini içerikli yayınlar yapıldı ve türevleri yapılmaya devam ediyor. TRT ekranlarında muhafazakâr kanallardan, gazetelerden transfer edilen isimler boy gösteriyor; siyasi yorumlardan eğlence programlarına kadar çok sayıda program hazırlayıp sunuyorlar. Programcılar arasında, Fethullah Gülen’in şiirlerini ve metinlerini seslendirenlerin yanı sıra daha önce Samanyolu ve Kanal 7 gibi televizyonlarda görev yapan isimler de yer alıyor. Bu programların yapımcı ve sunucularının daha fazla ücret aldığı haberleri basında yer buldu, buluyor. Ancak TRT’nin üst kademe yöneticileri, tüm bu iddiaları reddetmekle kalıyorlar.
Değerli Arkadaşlar
TRT Yönetiminin kamuya verdiği rahatsızlığı ifade etmek için bir örnek daha vermek istiyorum.
22.Dönem Milletvekillerimiz TRT hakkında 148 yazılı,10 sözlü olmak üzere 158 önerge vermişlerdir.
23.Dönemin 8 aylık diliminde ise 45 adet yazılı,8 adet sözlü olmak üzere 53 önerge ile toplam 310 soru sorulmuştur.
Ateş yanmayan yerden duman tütmez.Bu tablo TRT’nin tartışılır duruma geldiğinin somut bir göstergesidir.
Sayın Başkan,
Değerli Milletvekilleri;
Radyo Televizyon yayınlarını denetleyen RTÜK, ne yazık ki tarafsız olma ilkesini sıkça ihlal etmekte, iktidarı eleştiren kanalların üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanmaktadır. Bu kurumumuz adeta hükümetin sansür makamı gibi görev yapmaktadır. Bakınız özel kanallara ceza yağdıran RTÜK, TRT’de laik düzene, cumhuriyet değerlerine karşı yapılan yayınlara adeta gözlerini kapamaktadır, görmezden gelmektedir. Bir taraftan özel kanallarda ki spor programlarına bile müdahale edeceksiniz, öte yandan Cumhuriyetin temel niteliklerini eleştiren şeriat düzenini öven programlara dokunmayacaksınız. Şimdi bunlar yetmezmiş gibi yeni yasa tasarısı ile TRT’nin ‘okul’ olma özelliğini de yok edeceksiniz.
Getirdiğiniz yasayla; TRT emekçileri zor duruma düşürülüyor; tasfiye süreci başlatılıyor. Kamu yayıncılığının propaganda zincirinden kurtarmak; daha özgür, daha duyarlı, daha kaliteli yayınlar izlemek için hep beraber elimizi taşın altına koyup, TRT emekçilerinin yanında sesimizi yükseltmenin zamanı gelmedi mi?
Söz almış olduğum geçici 12.madde de yer alan, işçi sayılmayan geçici personelin durumuna baktığımızda;
2954 Sayılı Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Kanunu’nun 49’uncu maddesine dayanılarak hazırlanan “İşçi Sayılmayan Geçici Personel” yönetmeliği 27 Nisan 2001 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmış. Bu tarihten itibaren daha önce hiçbir sosyal güvenliği olmayan personelin bir kısmı sosyal güvenlik mevzuatı yönünden, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu hükümlerine tabi kılınmıştır.
Şu anda TRT'de İşçi Sayılmayan Geçici Personel statüsünde ise 500 civarında personel olduğu söylenmektedir.
Bu statüdekiler arasında 10 yılı aşkın bir süreden beri çalışanların olduğu bilinmektedir.
İşçi Sayılmayan Geçici Personel, Kurumun kadrolu personeli ile birlikte gece-gündüz, bayram–tatil demeden çalışmakta, kurum mevzuatında kadrolu personel tarafından yürütülmesi gereken işlerin de önemli bir bölümünü yerine getirmektedir.
Ancak bu statüdeki personel ne “Memur” ne de “İşçi” olarak kabul edilmektedir. Düşük maaş ve iş güvencesi olmaksızın çalıştırılmalarının yanı sıra Kurumdaki kadrolu personelin sahip olduğu birçok haktan da yararlanamamaktadır.
İşçi Sayılmayan Geçici Personel, yılda 11 ay çalıştırılmakta, KIDEM TAZMİNATINA HAK KAZANMAMALARI İÇİN (!) sözleşmeleri bir ay feshedilmekte ve yeni sözleşmeleri bir ay sonra yapılmaktadır.
Bu bir aylık sürede, kimi zorunlu olarak kimi de “işimizi kaybederiz” korkusuyla, gönüllü olarak ücret almadan çalışmaktadır.
Söz konusu personel, çalıştığı her 4 ay için en fazla 3 gün ücretli izin kullanabilmekte, yılda 11 ay çalıştığı için de birim amirlerinin inisiyatifi ile yılda en fazla 6 gün izin yapabilmektedir.
Sayın Başkan, Değerli Arkadaşlarım;
Eğer kurumun personel ihtiyacı karşılanmak isteniyorsa;
Kurumda yıllardır yayında çalışan hazır yetişmiş “İşçi Sayılmayan Geçici Personel” kadroya alınmalı ve TRT Yasanının 49. Maddesindeki “Geçici Personel” düzenlemesi kaldırılmalı
"Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumunun hizmetleri; memurlar, kadro karşılığı sözleşmeli personel ve sözleşmeli personel eliyle gördürülür" şeklinde düzenlenmeli
· Ve Film Yapım Elemanı, Yapım Yayın Elemanı ve Uzman kadrolarında bulunan ancak filen Muhabir, Spiker, Kameraman, Prodüktör, Montajcı, Yönetmen, Resim seçici olarak görev yaptırılan personel kurum içi sınavla fiili olarak yaptıkları kadrolara atanmalıdır.
· 2007 yılında, toplam 245 kişiyi sınavla almak için Hazine Müsteşarlığı’ndan alınan izin kullanılarak sınav açılmalı ve kadrolu personel alınmalıdır.
Değerli Arkadaşlarım,
Yayıncılık ilkeleri, tarafsızlığı, deneyimi ile ülkemizin göz bebeği olan bir kurum, adeta bu yasayla yok ediliyor. Bu koca çınar yıllarca halkımızın gözü, kulağı oldu, yüreği oldu.Dileğim iktidarın getirdiği bu yasayı tekrar gözden geçirmenizdir. Böylesine önemli bir kurumla ilgili muhalefetin söyledikleri dikkate alınmalıdır. Bu güne kadar TRT’ye emeği geçenleri buradan bir kez daha minnetle anar,hepinizi şahsım ve parti grubum adına tekrar sevgi ve saygılarımla selamlarım.
|
|
|
Zonguldak Milletvekili Sayın Ali KOÇAL’ın TBMM de Türkiye Radyo ve Televizyon Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 8. Maddesinde yapmış olduğu konuşma metni.; 05.06.2008 20:28:21 |
Sayın Başkan;
Değerli Milletvekilleri;
Görüşülmekte olan 219 sıra sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanununda Değişiklik yapılmasına dair, Kanun Tasarısının 8 . Maddesi ile ilgili CHP olarak verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum.
Yüce Heyetinizi saygı ile selamlıyorum.
Bu önerge ile; Kurumun ihtiyaç duyduğu geçici personel ile ilgili yasal dayanak oluşturulması amaçlanmıştır. Ayrıca yurt içi ve yurt dışında geçici görevlendirmelerde Kurumun gördüğü hizmetin kendine özgü koşullarına uygun düzenleme yapılması amaçlanmıştır.
Önerimiz; Kurumun personel ihtiyacının karşılanmasını içeren 8.maddenin( I ) bendi “Kamu Personeli Seçme Sınavı ve kurumun halen yürürlükte olan mevzuatına uygun koşullar çerçevesinde yeniden düzenlenmesi” yönündedir.
8.Maddenin ( İ ) bendi ise; işçi sayılmayan geçici personelin istihdamı ile ilgilidir. Önerimiz “işçi sayılmayan geçici personel; kanunda sayılan istihdam şekillerinden olan “işçi sayılmayan sözleşmeli personel” kadrolarına aktarılması yönündedir.
Tasarının gerekçesinde YDK raporlarında yer alan önerilerin dikkate alınacağı ifade edilmiştir. Ancak YDK 2006 yılı raporunda yer alan öneriler Alt Komisyon üyeleri tarafından da uygun görülmesine karşın tasarıya dahil edilmemiştir.
YDK raporlarından söz etmişken, rapor incelendiğinde:
AKP döneminde TRT’de yapılan kadrolaşmanın hangi boyutlara ulaştığını ve bu kadrolaşma harekatının devletin resmi belgelerine nasıl girdiğini üzülerek görüyoruz.
2007 Ekim ayında kaleme alınan Başbakanlık YDK’nun denetim raporunda yazılanlardan bazılarını bilgilerinize sunmak istiyorum.
“TRT Kurumunda son yıllarda Müdür Yardımcısından Genel Müdüre bir çok görevin vekaleten yürütülmesi uygulanmasının sürekli hale dönüştürüldüğü görülmektedir. (Ekim 2007)
Yine vekalet uygulamasının uzun sürelerle yapıldığı, örneğin bir müdürlüğe, daire başkanlığına( yardımcıları varken), alt ünvanlardaki personele vekalet görevlerinin verildiği, bir müdürün daire başkanlığına vekalet ettirildiği, aynı müdüre de başkasının vekalet ettirildiği görülmektedir.
TRT kurumunda zorunlu haller dışında yönetim kadrolarında vekaleten görevlendirme uygulamasına son verilmesi, bu kadrolara asaleten atama yapılması, vekaleten görevlendirmenin zorunlu olarak uygulanması durumunda hiyerarşik sıralamaya uyulması” önerilmektedir.
Ayrıca;
2007 Ekim ayı itibariyle yazılan YDK raporunda:
“TRT Genel Müdürlüğü Personelinin görevde yükselme yönetmeliğinde TRT Yönetim Kurulu Karaları ile sürekli değişiklikler yapıldığı, atama şartlarının sürekli değiştirildiği, öğrenim düzeyi, önceki ünvanı ve çalışma süresi v.b. kriterlerde değişiklikler yapılarak kişiye özel uygulamalar yapıldığı görülmektedir. Bu uygulama ise Kurumda görev yükselmesinde kariyer ve liyakat ilkesinden uzaklaşılmasına neden olmaktadır.”denilmektedir.
Aynı raporda
“TRT ile RTÜK arasındaki tüm organik bağların gözden geçirilerek, RTÜK’ün TRT karşısında özel kesim radyo ve televizyon kuruluşları ile aynı mesafede olmasının sağlanması” istenmektedir.
Yine aynı raporda;
“Bakanlar Kurulunca yayınlanan Kamu Konutları Yönetmeliğine göre sadece kurum personeline konut tahsisi yapılabilmektedir.Buna karşılık başka bir kamu kuruluşu personeli olan bir Yönetim Kurulu Üyesine, lojman tahsis edildiği ve personel tarifesi uygulandığı görülmektedir” denilmektedir.
Bu Yönetim Kurulu Üyesi hala lojmanda oturmaya devam etmektedir.Herhangi bir soruşturma ve inceleme yapılmadığı görülmektedir.
Görüldüğü gibi AKP İktidarının her alanda olduğu gibi TRT’de de kadrolaşma anlayışı içinde hareket ettiği açıktır.
Zaten bu yasa da bir kadrolaşma yasasıdır.Bunu kürsüden ifade ettiğimizde birileri hop oturup, hop kalkıyor.Bazılarının kimyası bozuluyor,hemen saldırıya geçiyorlar.
Evet,bu kadrolaşma yasasıdır.
Ancak bunun kadrolaşma yasası olmadığını ve şu anda TRT’de kadrolaşma olmadığını ifade edenlerin verdiği bilgilerle ilgili bir sorun var.
Sayın Mehmet Aydın yasanın tümü üzerinde yapılan görüşmeler sırasında geçmiş dönemlerde yapılan personel alımına ilişkin rakamlar verdi.TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin de sürekli benzer rakamlar veriyor.
Sayın Bakan sizin bu çatı altında verdiğiniz rakamları biz de yurttaşlarımız da devletin resmi rakamları olarak kabul ediyoruz.
Ancak bu rakamlarla ilgili bazı soru işaretleri vardır.
Örneğin;
TRT Genel Müdürü Ankara Radyosu’nda 200 müdürün görev yaptığını iddia etti.Buna ilişkin haber de AKP destekçisi Star Gazetesi’nde yayınlandı.
Biz bu iddiayı ciddiye aldık.Ankara Radyosu’nda gerçekten 200 müdür mü görev yapıyor diye araştırdık.Ulaştığımız sonuç çok ilginç. Şu anda Ankara Radyosu’nda müdür yardımcıları da dahil 18 yönetici var.Genel Müdür ne diyor 200 , yani 18’in 11 katı.
Sayın Genel Müdür ne yapmak istiyor? Yüce parlamentoyu yanıltıyor,kamuoyunu yanıltıyor.
Burada bir başka konuya da dikkat çekmek istiyorum.Ne zaman kadrolaşma gündeme gelse kurum dışından alınan personel sayısını gündeme getiriyorsunuz.Kadrolaşma yalnızca kurum dışından alınan personel demek değildir.Bununla birlikte kurum içinde yaptığımız atamalar da vardır.
TRT Genel Müdürü 6 aydır görevde.Bakın 6 ayda neler yapılmış. 21 kişi başka kurumlardan nakil yolu ile getirilmiş bunlardan sadece birisi yayıncı.33 kişi götürü bedel hizmet alımı ile muhabir,spiker,kameraman olarak çalıştırılmaya başlanmış.
15 kişi de işçi sayılmayan geçici personel statüsünde alınmış.Alınan kişilerin ortak özelliği Zaman,Aksiyon,Kanal 7,Kanal 24 ve Cihan haber Ajansı gibi yerlerde çalışmış olmaktır.
Bu arada kurum içinden 50 kişi de yönetim kademelerine atanmıştır.
Bunlar sadece 6 ayda yapılanlar.AKP döneminin tamamında ise TRT’de müdür yardımcıları dahil değişmeyen yönetici kalmamıştır.Hatta bunlar birkaç kez değiştirilmiştir.
Şimdi bu kürsüden soruyorum.
Sayın Mehmet Aydın 12 Ocak 2004 yılından bu yana TRT’de 420 yöneticiden değiştirilmeyen kimse var mıdır?
Evet değiştirilenleri değil değiştirilmeyenleri soruyorum ki uğraşmayın diye. 12 Ocak 2004 tarihinden bu yana görevden alınmayan o günden bu yana göreve devam eden hiçbir yönetici yoktur TRT’de.
|
|
|
Zonguldak Milletvekili Sayın Ali KOÇAL’ın TBMM de Türkiye Radyo ve Televizyon Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 7. Maddesinde yapmış olduğu konuşma metni.; 05.06.2008 20:26:11 |
Sayın Başkan, Sayın Milletvekilleri
Görüşülmekte olan 219 sıra sayılı Kanunda değişiklik yapılmasına dair kanunun 7.maddesi ile TRT personelinin statülerinin belirlenmesi ve geçici işçi statüsünde çalışan TRT personelinin kadro almaları için Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından verilen önerge üzerinde söz almış bulunuyorum.
Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Bilindiği gibi Türkiye Radyo Televizyon Kurumunun hizmetleri; işçi sayılmayan “kadro karşılığı sözleşmeli personel”, işçi sayılmayan “geçici sözleşmeli personel” ve “götürü bedel hizmet alımı”sözleşmesi hükümleri doğrultusunda çalıştırılan personel tarafından yürütülmektedir.
İşçi sayılmayan geçici sözleşmeli personel ile kadro karşılığı sözleşmeli personel aynı işi yapmalarına karşın,farklı ücretler almaktadırlar.
Bu yurttaşlarımızın kadroya alınması ve diğer çalışanlar ile aralarındaki ücret ve özlük hakları farklılıklarının giderilmesi adaletin gereğidir.
Basında her gün TRT Genel Müdürünün farklı yerlerden binlerce dolar maaş aldığına ve farklı kurumların makam araçlarını kullandığına ilişkin haberler okuyoruz.TRT Ulusumuzun gözü,kulağı,dili değil AKP’nin dili olmuştur. O nedenle TRT Genel Müdürü maaşını ulusal bütçeden değil AKP Genel Merkezinden almalıdır.
Genel Müdürün bu kadar yüksek bir maaş aldığı böyle bir kurumda, diğer çalışanlar ile aynı işi yapmalarına karşın ayda 800 YTL’ye çalışan yurttaşlarımıza kadro vermemek, onları isyana teşvik etmek demektir.
Verdiğimiz önerge ile TRT personeli arasındaki bu ayrımın kaldırılmasını istiyoruz.Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz böyle istiyoruz ama AKP kendi çıkarının peşinde koşuyor.
Değerli Arkadaşlar;
TRT’de geçici olarak çalışan yurttaşlarımızın, kadro almaları için iktidar Milletvekili yakını veya çocuğu mu olmaları gerekiyor? Bakan mahdumu olmaları mı gerekiyor?
Enişte,bacanak,baldız,damat olmaları mı gerekiyor?
Yakın akrabalara danışmanlara her türlü imkanlar sağlanırken geçici işçilerin ihmal edilmesi hiçbir şekilde izah edilemez. Bu mağduriyeti gidermek hükümetin görevidir.Hükümete görevini tekrar hatırlatıyoruz.
Sayın Başkan,Sayın Milletvekilleri;
Tasarıya eklenen “Sözleşmeli personel” tanımı da “Kadro Karşılığı Sözleşmeli Personel”i kapsamıyor.
O nedenle bu konuda da şimdiden sizi uyarıyoruz.Bu durum bir sorun yaratacaktır.
Bu soruna çözüm bulunması gerekirken şu anda AKP gibi düşünmeyen TRT çalışanlarının memur kadrosuna geçirmekle tehdit edildiği bilinmektedir.
Sayın Bakana sormak istiyorum, Sayın Bakan bu tavrınızla “Kadro Karşılığı Sözleşmeli Personel” statüsünde çalışanları memur kadrosuna mı atamayı düşünüyorsunuz? Bunu gerçekten bir tehdit olarak mı kullanmak istiyorsunuz? Çalışanların size muhtaç duruma mı düşmelerini istiyorsunuz? Bu nedenle mi ilgili maddeyi yasaya koymadınız?
Ayrıca Sayın Bakanın şu soruya cevap vermesi gerekiyor:
“Kadro karşılığı Sözleşmeli Personel” statüsünde çalışanların memur kadrolarına atanmayacağına ilişkin bir güvence getirmeyi düşünüyor musunuz?
Bu soruların cevabını beklemekteyiz.
Sayın Başkan, Sayın Milletvekilleri;
Yine bu önerge ile “götürü bedel hizmet alımı sözleşmesi” ile personel çalıştırılmasına da son verilmesi önerimiz vardır.
Basına yansıyan haberlerden tespit edebildiğimiz kadarıyla İbrahim Şahin döneminde,götürü bedel hizmet alımı sözleşmesi ile alınan kişi sayısı 33’tür.
Bu kişiler TRT’ye girmeden önce hükümete yakın olan medya kuruluşlarında çalışmışlar.
Örnek vermek gerekirse, Cihan Haber Ajansı, TGRT, İhlas Haber Ajansı, STV, Kanal A bunlardan bazılarıdır.
Yine; İbrahim Şahin bugüne kadar (yani 6 ayda) başka kurumlardan nakil yolu ile 21 kişi, İşçi sayılmayan Geçici Personel statüsünde de 15 kişiyi TRT’de işe başlatmıştır. 6 ayda kurum dışından 69 kişi alınmıştır.
Ancak Sayın Bakan, bu rakamı 20 olarak vermektedir.
Bu durum TRT Genel Müdürü’nün Bakanı ve dolayısıyla Meclisi yanılttığını göstermektedir.
Sayın Bakan, son olarak size bir soru sormak istiyorum.Sorum gayet net ve açık.Sizden de aynı netlikte yanıt bekliyorum.
İbrahim Şahin döneminde,TRT’de Genel Müdürlük Uzmanı olarak işe başlatılan AKP Milletvekili Danışmanı var mıdır? Var ise, bu Danışman kimdir ve hangi Milletvekilinin Danışmanıdır?
Bu kişi halen TRT’de görev yapmakta mıdır? Yoksa, görevlendirme yolu ile tekrar Meclise gelmiş midir?
Milletvekili Danışmanlarına kadro verdiğinize göre geçici işçilerimizden de kadroyu esirgemeyeceğinizi ve önergemizi kabul edeceğinizi düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. |
|
|
Zonguldak Milletvekili Sayın Ali KOÇAL’ın 17 Nisan köy Enstitülerinin kuruluş yıl dönümü nedeniyle TBMM Genel Kurulunda yapış olduğu konuşma metni. ; 17.04.2008 15:57:17 |
Sayın Başkan
Değerli Milletvekilleri
Bugün Cumhuriyet’imizin en önemli eserlerinden birinin; Köy Enstitülerinin Kuruluşunun 68.yıldönümüdür. Sözlerime başlarken bu eserin hayata geçmesini sağlayan Ulu Önder Atatürk başta olmak üzere İsmet İnönü, Saffet Arıkan, Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç ve arkadaşlarını şahsım ve CHP grubu adına rahmetle, saygıyla anıyorum.
Hayatta olan Köy Enstitüsü mezunlarına, değerli öğretmenlerimize sağlık ve esenlikler diliyorum.
Aradan bunca yıl geçmiş olmasına karşın Türkiye’nin her köşesinde Köy Enstitüleri için kutlama törenleri yapılması ve emeği geçenlerin anılıyor olması bu kurumların Cumhuriyet’imiz ve Atatürk Devrimleri için ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir.
Köy Enstitüleri Kurtuluş Savaşının bir devamı olarak değerlendirilmelidir. Köy Enstitüleri ile eğitim ve kalkınma köylerden başlatılmıştır.
%85 i okuma-yazma bilmeyen 40 bin köydeki vatandaşlarımızın eğitimini sağlamak için 1936 yılında hazırlanan bir proje ile 6 aylık eğitmen kursları açılmış kursu tamamlayanlar köylere eğitmen olarak gönderilmiştir.
Görev alan eğitmenler ilkokulların ilk(3) sınıfını okutmuş ve eğitime önemli katkılar sağlamışlardır.
Daha sonra 17 Nisan 1940 da Köy Enstitüleri Yasası çıkartılmış ve 21 Köy Enstitüsü kurulmuştur. Böylece köy okullarında yetişen yetenekli öğrenciler kendi bölgelerinde kurulan köy enstitülerine parasız ve yatılı olarak gitme imkanı bulmuşlardır.
Yaparak–yaşayarak bir eğitim yöntemi uygulanan bu okullardan Atatürkçü çağdaş, demokrat, laik öğretmenler yetişmiştir. Bu öğretmenler gittikleri köylerde üretimle eğitimin iç içe geçmesini sağlamış ve birer toplum önderi olarak görevlerini yerine getirmişlerdir.
Birçok ünlü kişinin yetiştiği Köy Enstitüleri yaklaşık 17 bin mezun vermiştir.
Fakir Baykurt, Dursun Akçam, Mahmut Makal, Talip Apaydın, Mehmet Başaran gibi yazar, romancı, sanatçı, politikacı Köy Enstitüsü mezunudurlar.
Kurtuluş Savaşı ile dünyaya örnek olan Türkiye; Köy Enstitüleri projesiyle de örnek olma özelliğine sahip olmuştur. Köy Enstitüleri başka yerden kopya edilmemiş tamamen Türkiyemize özgüdür. İMF,Dünya Bankası veya ABD’nin AB’nin talimatlarıyla kurulmamıştır.
Köy Enstitüleri projesi bir aydınlanma projesidir; üretim, kalkınma, ilerleme projesidir. Çağdaş bir projedir. Bu okullardan; birikimli, donanımlı, kendine güvenli, bilinçli; toplumun sorunlarını ve çözüm önerilerini bilen öğretmenler yetişmiştir.
Kuruluşundan bu yana 68 yıl geçmiş olmasına karşın halen güncelliğini koruyan bu kurumlar çağdaş eğitim ilkelerini uygulayan insan merkezli, laik ve bilimsel kurumlardı.
Bu okullardan mezun olanlar köylere giderek sayısız hizmetler yapmış bulundukları bölgelerdeki insanları ayağa kaldırarak yurttaş olma, insan olma bilincini yerleştirmişlerdir.
Köy Enstitüleri ile;
- Toplumda bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirilmiştir.
- İlkel tarımdan modern tarıma geçişin temeli atılmıştır.
- Yönetime katılma, sorma ve sorgulama bilinci gelişmiştir.
- Akıl ve bilimi kullanan çağdaş insanlar, iyi eğitimciler, üretici ve yaratıcı iyi yurttaşlar yetiştirilmiştir.
- Köylü sağlık hizmeti almıştır
Köy Enstitüleri öncülüğünde; binlerce dönüm toprak işlenerek, ağaç, meyve ve sebze yetiştirilmiştir. Köylere su, elektrik, yol bu dönemde gitmeye başlamıştır. Yüzlerce okul binası bu dönemde yapılmıştır.
Köylümüz bu dönemde gözünü açmış, varlığını hissettirmiştir.
Ancak ne var ki;
Köy Enstitüsü mezunları söyledikleri, yaptıkları ve yazdıklarıyla birçok kesimi ürküttüler. Yüzyıllar boyunca sömürülen, ezilen, horlanan köylü çocuklarının okuyup yönetime ortak olma talepleri egemen güçleri telaşlandırdı ve Köy Enstitülerine karşı bir kapatma kampanyası başlatıldı.
Şimdi hepimizin gururlandığı Köy Enstitüsü kurucularına ve mezunlarına çok acılar çektirildi. Horlandılar, itildiler, kendilerine yakıştırmalar yapıldı, sürüldüler, özlük hakları geri alındı, hapse atıldılar, rahatsız edildiler, sürekli gözetim ve denetim altında tutularak psikolojik baskıya maruz kaldılar.
Toplumumuzu ayağa kaldıran, aydınlanma sürecini başlatan, eğitimde devrim yaratan, insanlarımızı ümmetçilikten yurttaşlığa taşıyan, üretimi ön planda tutan ve hala güncelliğini yitirmeyen, gelişmekte olan dünya devletlerine önerilen Köy Enstitüleri Modeli ne yazık ki 1946 yılından itibaren kapatılma sürecine girdi.
Kademe kademe programları; yönetici ve öğretmenleri değiştirildi. Bu projeyi destekleyenler tehdit edildi, etkinlikleri azaltıldı. Toprak ağaları ve köylümüzün uyanmasını istemeyen uluslararası güçler bu modelin başarıya ulaşmaması için büyük organizasyonlar içerisine girdiler.
1946 Seçimlerinden sonra İsmail Hakkı Tonguç ve çalışma arkadaşları görevden alındı ve kapatma eylemi başlamış oldu.Kapatma sürecinin en önemli ayağı 1948 yılında Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünün kapatılmış olmasıdır. (Şimdi de Hasanoğlan Belediyesinin kapatılması dikkat çekicidir. Lozanda olduğu gibi Hasanoğlandan da rövanş alınıyor olabilir.)
Ve nihayet 1954 yılında Köy Enstitüleri tamamen kapatılmış oldu. Bu kapatma ile ülkemizin kalkınmasını istemeyen ve bağımsızlığımızı içine sindiremeyenler rahat bir nefes almış oldular.
Değerli Milletvekilleri,
Köy Enstitüleri modelini yaratan bir ulusun bireyi olmaktan kıvanç ve mutluluk duyuyorum.
Eğer Köy Enstitüleri kapatılmamış olsaydı bugün önümüzde çok farklı bir Türkiye olacaktı. Örneğin Sayın Hüseyin Çelik Milli Eğitim Bakanı olamayacaktı, devlet kadroları bu denli kuşatılamayacaktı. Üniversitelerle ilgili türban tartışmaları yapılmayacaktı, Vakıflar Yasası değiştirilemeyecek, varlıklarımız babalar gibi satılamayacaktı. Tarikat ve cemaat mensupları bu kadar cesaretli olamayacaktı.
Atatürk ilke ve devrimleriyle Cumhuriyet kazanımları hukukun üstünlüğü demokrasi ve insan hakları hiç kimse tarafından tartışılamayacaktı. Herkes eğitim hakkını kullanabilecekti.
Türkiye’de okuma-yazma bilmeyen kimse kalmayacaktı. Her köyde okul ve öğretmen olacaktı. Yol, su, elektrik olacaktı.
ABD’nin AB’nin IMF’nin Dünya Bankasının emir ve talimatlarını değil, vatandaşının taleplerini ve ihtiyaçlarını karşılayan bir hükümet olacaktı.
Tarikat ve cemaat liderleriyle Oferleri ve Hikmet Yar’ları seven, koruyan değil vatandaşını seven ve koruyan bir hükümet olacaktı.
Köy Enstitüleri kapatılmasaydı; ilerici, demokrat, laik, yaratıcı, ülkesini, insanını, toprağını, Atatürk’ü ve Cumhuriyeti sevenler üniter devlet ve üniter milletten yana olanlar Hükümet sıralarında oturuyor olacaktı.
Köy Enstitüleri kapatılmasaydı; ilköğretim öğrencileri ders saatleri içinde namaz kılmak için camilere taşınmayacaktı. AKP’nin siyasi faaliyetlerine katılmayacaklardı, Başbakanın çıkardım dediği Milli Görüş Gömleği öğrencilere giydirilemeyecekti, AKP’li belediyeler ideolojik yayınlar dağıtamayacaklardı.
Anadolu Liselerinin içi boşaltılamayacaktı. Tarikat okullarına kaynak aktarma çalışmaları yapılamayacaktı, hurafe ve argonun yer aldığı 100 temel eser okul kitaplıklarına giremeyecekti.
Tarikat ve cemaatlere övgü yağdırılamayacaktı.
Özetle; köy enstitüleri kapatılmasaydı şimdi herkesin hayranlıkla baktığı bir Türkiye olacaktı. Tüketen değil üreten bir Türkiye alacaktı.
|
|
|
ZONGULDAK MİLLETVEKİLİ SAYIN ALİ KOÇAL SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI (S S G S S) KANUNUN 62. MADDESİNDE 10.04.2008 (BUĞÜN) TBMM GENEL KURULUND YAPTIĞI KONUŞMA METNİ.; 11.04.2008 16:16:38 |
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle cumhuriyetimizin, millî bütünlüğümüzün, Atatürk ilke ve devrimleri ile vatandaş hak ve özgürlüklerinin onurlu ve sadık koruyucuları olan polislerimizin, polis teşkilatının 163’üncü kuruluş yıl dönümünü kutluyorum. Demokratik ve laik düzen içinde üniter devlet yapımızın sürdürülmesi, yasa ve yönetmeliklerin uygulanması ve bu uygulama mücadelesinde şehit olanlarımızı rahmetle anıyorum. Görev başında olan emniyet mensuplarımıza Cumhuriyet Halk Partisi olarak şükranlarımı sunmak istiyorum ve ayrıca emniyet mensuplarımızın sosyal ve özlük haklarının ve taleplerinin Hükûmet tarafından yerine getirilmesini beklediğimizi de ifade etmek istiyorum.
Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 119 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 62’nci maddesiyle değiştirilen 104’üncü maddesinin birinci fıkrasıyla ilgili olarak verdiğimiz önergeye yönelik söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Önergeyle, tasarıdaki “Bu Kanunla yürüklükten kaldırılmayan hükümleri saklı kalmak kaydıyla” ifadesinin yerine “Bu Kanunla yürürlükten kaldırılmayan yasaların ilgili hükümleri saklı kalmak kaydıyla” ibaresinin konulması yönünde, cümledeki ifade bozukluğunun giderilmesi amacıyla görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış buluyorum.
Değerli milletvekilleri, dün akşam Sayın Bakanımız, buradaki konuşmasında muhalefetten bu tasarıya katkı beklediklerini ifade ettiler. Ancak hepimiz görüyoruz, bu yasa tasarısı görüşülmeye başlandığından bu yana ve daha önceki dönemlerdeki görüşülen yasalarda muhalefet olarak bizler sürekli önerilerde, öngörülerde bulunduk. Bu önerilerimizle ilgili gerçekten bayağı bir çaba sarf ettik. Ülkemizin, insanlarımızın yararına, onlara katkı verilmesi adına birçok şeyler yapmaya gayret ettik ama bunlardan hiçbir tanesinin, önergelerimizin hiçbir tanesinin -bazı, bir iki istisna belki hariç olabilir- kabul görmediğini de hep birlikte burada yaşadık.
ALİ KOÇAL (Devamla) - Yani bir nevi biz, konuşmalarımız havada kaldı, havanda su dövmüş olduk. Böylece de Sayın Bakanın söylemiş olduğu gerçekleşmemiş oldu bu arada.
Tabii, verdiğimiz önergelerle ilgili, hepiniz görüyorsunuz, Sayın Başkan soruyor: “Komisyon katılıyor mu?”, “Hayır.” ; “Hükûmet katılıyor mu?”, “Hayır.” İşte, oylamaya sunuyor: “Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.” Bu şekilde bir süreç yaşıyoruz ne yazık ki!
Tabii, buradan anlaşılıyor ki iktidar milletvekilleri, talimat almadan, üstlerinden bir talimat almadan hiçbir şey yapamıyorlar çünkü her şey görülüyor ki Başbakanın iki dudağının arasında. Başbakan ne söylerse onu yapmak zorunda arkadaşlarımız. Kendi özgür iradeleriyle hiçbir şey yapamadıkları açık ve net olarak ortaya çıkmıştır. Bundan önceki uygulamalarda da zaten bunları gördük ve burada, yine hiçbir AKP’li arkadaşımızın Başbakanın talimatlarına karşı tepki veremediğini, tepki vermesinin mümkün olmadığını hep birlikte görüyoruz.
Tabii bir diğer konu: Aslında Sayın Başbakanın da kendilerini iktidara taşıyan güçlere karşı, o güçlerin talepleri doğrultusunda hareket ettiğini de çok yoğun bir şekilde bütün alanlarda görüyoruz. Tabii iktidarını sürdürebilmek için, o güçlerden aldığı talimatı yerine getirmek üzere, onları üzmemek üzere elinden geleni yapmaya gayret ediyor. Tabii hâl böyle olunca, milyonlarca çalışanla ve gelecekte çocuklarımızla ilgili çıkacak olan Sosyal Güvenlik Yasası Sayın Başbakanı ve Hükûmeti çok fazla ilgilendirmiyor. Zaten Sosyal Güvenlik Yasası’yla ilgili olarak kamuoyu bu konudaki gerekli tavrını ortaya koymuş ve adını da koymuştur bu Sosyal Güvenlik Yasası’nın, bu “mezarda emeklilik yasası” olarak artık gündemde yerini almıştır.
Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan dün akşam burada üçüncü bölümle ilgili söz aldığında tabii yine bu yasayla ilgili çok yoğun bir şekilde ve herkesi yine ikna edecek yahut da kandıracak biçimde birtakım sözler söyledi ve bu yasanın çok güzel bir yasa olduğunu ifade etti.
ALİ KOÇAL (Devamla) – Durum böyle değil. Bu durumun böyle olmadığını, ben tekrar kamuoyuna, vatandaşlarımıza burada iletmek istiyorum ve bilsin ki vatandaşlarımız, bu yasayla, artık herkes altmış beş yaşında emekli olacak ve sigortalıların bazı hakları geri alınacak, emekliler ikinci sınıf vatandaş sayılacak, çalışanlar daha geç emekli olacaklar ve daha az maaş alacaklar.
ALİ KOÇAL (Devamla) – Çalışanlardan bazıları sistem dışında kalacak ve bu arada birçok çalışanın yıpranma payları ellerinden alınacak, emekliler millî gelirden pay alamayacak.
Sağlık hizmeti alabilmek için bu ülkenin vatandaşı olmak, üstelik vergi ödemek, dahası, genel sağlık sigortası primi yatırmak, hatta katılım payı ödemek de yetmeyecek “ilave ücret” adı altında bir ücret alınacak. Bunu hepimizin bilmesi gerekiyor. Yani parası olan herkes sağlık hizmeti alabilecek, parası olmayan ise Allah’a emanet; artık onun durumunun ne olacağını bilmiyoruz.
Ayrıca, emekliler arasındaki maaş farkları bu yasayla giderilmiyor; bunu bilmemiz lazım.
Bugünün gençleri ve çocuklarıyla, doğmamış olanlarımızın geleceği ipotek altına alınıyor; bunu mutlaka bilmemiz gerekiyor.
Primini ödeyemeyen vatandaşlarımız, esnafımız, köylümüz, çiftçimiz sağlık hizmeti alamayacak; bunu iyice bilmemiz lazım.
Emekli olmak zorlaşacak.
Özürlülerle ilgili prim sayısı artacak ve mevsimlik çalışanlarımızın artık emekli olma olayı oldukça zorlaşacak.
Yani burada esasen, Hükûmet için önemli olan bu yasayı çıkarmak değil…
ALİ KOÇAL (Devamla) - Peki, teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
|
|
|
; 10.04.2008 16:02:52 |
|
|
|
; 20.03.2008 19:07:15 |
|
|
|
ZONGULDAK MİLLETVEKİLİ SAYIN: ALİ KOÇAL’IN TBMM GENEL KURULUNDA 28.02.2008 TARİHİNDE M.E.B TALİM TERBİYE KURULUNUN UYGULAMALARINA İLİŞKİN TBMM TUTANAKLARINDAKİ KONUŞMA METNİ; 08.03.2008 15:14:56 |
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Tabii, Sayın Bakanımızın bu konuşmasından sonra, gerçekten ben de Zonguldak’ımızın durumunu gözümün önüne getirdim. Orada, hepimiz biliyoruz ki, yüzde 25 oranında işsizlik vardır ve esnafların yüzde 60’ı icralıktır. Esnaflar icra dairelerinin kapılarında zamanını geçirmektedir, ticaret yapacak fırsat bulamamaktadırlar. Sayın Bakanın bunları bilmesini arzu ederiz ve bu söylediklerini de ticaret ve sanayi odası başkanlarının huzurunda söylemesini temenni ediyoruz. Öyle olursa herhâlde karşılıklı daha iyi anlaşacaklardır. Sayın Bakanın herhâlde, tabii tuzu kuru. Çünkü, Türkiye’de sayılı zenginler arasındadır kendileri.
Çok değerli arkadaşlar, ben Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının işlevi ve önemiyle ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, hepinizin bildiği gibi, AKP iktidarı döneminde Milli Eğitim Bakanlığında taşlar yerinden iyice oynatılmış ve her şey altüst edilmiştir. En küçük birimdeki okul müdüründen en üstteki müsteşara kadar bir kadrolaşma yapılmış ve eğitim bilimsel özünden çıkartılarak, dinselleştirme çabası içine girilmiştir. Bu kadrolaşmanın en çok da Talim Terbiye Kurulu bünyesinde gerçekleştirilmesi ise düşündürücüdür. Çünkü Talim ve Terbiye Kurulu Millî Eğitimin beynidir, bilimsel danışma ve karar organıdır, çağdaş yöntemlerle eğitimin gerçekleşmesini sağlamakla görevlidir. Anayasa’mızın 42’nci maddesi ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Yasası da eğitimin çağdaş, demokratik, laik, Atatürk ilke ve devrimleri ile cumhuriyet esasları çerçevesinde olması gerektiğini hükme bağlamıştır. Hâl böyle iken Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarı cemaat ve tarikatların öngörüleri doğrultusunda cumhuriyetin tüm kazanımlarını yok etme, Atatürk ilke ve devrimleriyle, laikliği ortadan kaldırma adına çalışmalarını sürdürme çabası içindedir. Talim ve Terbiye Kurulunda ise bu anlayışın egemenliğe fırsat hazırlama noktasında onarılması güç bir yıkım içerisinde olduğu görülmektedir.
Değerli milletvekilleri, demokratik ve laik cumhuriyet kurumları örselenerek genç beyinlerin yıkanmaya çalışıldığını, çağdaş bilgiler yerine çocuklarımızın beyinlerine cinler, periler, şeytanlar sokulduğunu hepimiz yakından gözlemliyoruz. Abdest suyunun faydalarını anlatanların üst düzey yönetici yapıldığını da biliyoruz. Ders kitaplarındaki rantı paylaşmak için kadrolar kurulduğunu, pedagojik formasyonu olmayanların Millî Eğitim Bakanlığı kademelerinde yüksek makamlara getirildiğini de biliyoruz. Millî Eğitim Bakanımızın, Bakanlığını kendi çiftliği gibi yönetmek istediğini de hep birlikte müşahede ediyoruz ve görülüyor ki, Sayın Bakan tarikat ve cemaatlere olan diyet borcunu ödemek için çok büyük çaba sarf etmektedir. Ve yine hepinizin bildiği gibi Sayın Bakan yönetmelikleri sık sık değiştirerek yönetici atamalarında liyakate önem vermemiş, eğitimi kendi düşünceleri doğrultusunda yönlendirecek kadrolar yaratmıştır. Böylece, eğitim özünden saptırılmış, yasa ve yönetmeliklere aykırı olan atamalarla bir kısım eğitimciye işkence çektirilmiş, bir kısmı da ödüllendirilmiştir. Değerli arkadaşlar, bu işin şakası kalmamıştır. Günümüzde, Atatürk ilke ve devrimleri ile cumhuriyet düşmanları prim yapmaya başlamıştır ve çağdaş eğitimin rafa kaldırılması öngörülmeye başlanmıştır.
Değerli arkadaşlar, bilmelisiniz ki yıkımı tamamlanan Talim ve Terbiye Kurulunda yıllık 400 trilyonluk ders kitapları rantı vardır. Bu rant yeniden yapılandırılmakta, yandaş yeni milyonerler yaratılmakta ve devlet zarara uğratılmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ALİ KOÇAL (Devamla) – Bugüne kadar çıkan kitaplara ve yayınevlerine bakıldığında bu rantın nasıl paylaşıldığı ve paylaşılacağı çok açık olarak ortadadır.
Diğer bir konu, ders kitaplarının içeriğinin boşaltılması ve bilimsel ölçütlerden yoksun bırakılmasıdır. Ders kitaplarından bazı konuların çıkartılması, bazı kitaplarda ise tarikat ve cemaatlerin övülmesi, hurafelere yer verilmesi ve bunun gibi, basında yer alan birçok olumsuzluk mevcuttur. En son da sosyal bilgiler 7’nci sınıf kitabında “devletin nitelikleri” başlığı altında verilmesi gereken laiklik ilkesine yer verilmemiş ve ilköğretim 3’üncü sınıf Türkçe kitabında Çanakkale Zaferi’yle ilgili metinde, altı sayfalık metinde Atatürk’e yer verilmemiştir. Herkesçe bilindiği gibi, ders kitapları program, kriter ve yönetmeliklere göre hazırlanır ve düzenlenir. Ancak Millî Eğitim Bakanlığı, kitaba göre yönetmelik ve kriterlerle oynamaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Koçal, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
ALİ KOÇAL (Devamla) – Bununla ilgili birçok örnekler mevcuttur ve değerli arkadaşlar, Eylül 2007’de açıklanması gereken tarih, inkılap tarihi, kimya, biyoloji ve İngilizce ders programları ancak 15 Aralık 2007’de açıklanabilmiştir. Oysaki bu ders kitaplarının altı ay önceden konularının ve programının açıklanması gerekirken aralık ayında açıklanabilmiş, mart ayında da sonuçları beklenmektedir.
Değerli arkadaşlar, bu sıkıntılar göz önüne alınarak Talim ve Terbiye Kurulunun mutlaka özerk olması, siyasetten uzak olması, siyaset aracı yapılmaması gerektiğini hepimiz bilmemiz ve ona göre hareket etmemiz söz konusudur. Talim ve Terbiye Kurulu, Millî Eğitim Bakanlığımızın ve geleceğimizin beynidir. Talim ve Terbiye Kuruluyla, bundan sonraki çalışmalarımızla oynamayalım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız Sayın Koçal.
ALİ KOÇAL (Devamla) - Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Koçal, teşekkür ediyoruz.
|
|
|
1.- Zonguldak Milletvekili Ali Koçal’ın, Türkiye Taşkömürü İşletmesine işçi alınması ve üretimin artırılmasına ilişkin gündem dışı konuşması; 08.03.2008 15:11:09 |
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Zonguldak Türkiye Taşkömürü İşletmesine üretim işçisi alınması ve üretimin artırılmasıyla ilgili olarak gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, taş kömürü üretiminin başladığından bu yana Zonguldak maden ocaklarında görevi başındayken, kaza sonucu hayatını kaybeden ve şehit olan 5 bin dolayında madencimizi rahmetle anıyorum. Ayrıca, geçtiğimiz cumartesi günü saat 03.00 sıralarında Zonguldak Asma Maden Ocağı’nda bir çökme sonucu hayatını kaybeden 2 madenci şehidimize de rahmet, yakınlarına ve Zonguldak halkına başsağlığı diliyorum.
Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, Türkiye’miz sorunlar yumağı hâline gelmiştir. Her bölgenin, ilin, ilçenin ve beldenin kendine özgü çözüm bekleyen sorunları vardır. Bu sorunların bir çoğu illere ve bölgelere göre farklılıklar taşımaktadır, ama bazı sorunlar var ki, herkesi, ülkemizin tümünü ilgilendirmektedir.
Nitekim, ulusumuzun geleceği için stratejik bir özelliğe sahip olan ve sadece Zonguldak havzasında üretilen taş kömürü hepimizi ilgilendirmektedir. Çünkü, Zonguldak taş kömürü cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ülke sanayisinin kurulması ve gelişmesine büyük katkı vermiş ve iki demir çelik fabrikasıyla, bir termik elektrik santrali taş kömüründen yararlanmak amacıyla bu bölgeye kurulmuştur. Zaten Türkiye’nin neresine giderseniz gidin, Zonguldak denince ilk akla gelen taş kömürüdür, Erdemir’dir, Kardemir’dir. Kömürle birlikte var olan Zonguldak, aynı zamanda, cumhuriyetin ilanından sonra kurulan ilk vilayet olma özelliğine sahiptir.
Değerli milletvekilleri, 1980’li yıllara kadar başta demir çelik sektörü olmak üzere, ülkemiz sanayisinin koklaşabilir kömür ihtiyacının yaklaşık yüzde 100’ünü karşılayabilen havza, günümüzde enerji ve demir çelik sektörünün kömür ihtiyacının ancak yüzde 8’lik kısmını karşılayabilmektedir. Bunun nedeni, 80’li yıllardan itibaren “yeni dünya düzeni” olarak da adlandırılan küreselleşme sonucu uygulanan yanlış politikalar ve son beş yıldır da TTK’daki idari ve teknik iyileştirmeler ile yatırımların zamanında yapılmaması ve taş kömürünün önemini kavrayamayan ve maden politikası olmayan hükûmetlerin etkisiyle işçi sayısı ve buna bağlı olarak da taş kömürü üretiminin hızlı bir şekilde düşmüş olmasıdır.
Türkiye’nin yıllık 15 milyon ton taş kömürüne ihtiyacı vardır. TTK, yani Türkiye Taşkömürleri 2002 yılında yılda 2,5 milyon ton üretim yaparken, bugün 1,5 milyon ton üretim yapma sınırına düşmüştür. 2002’deki 15 bin 500 işçi sayısı, Aralık 2007 itibarıyla 10 binlere düşürülmüştür.
Son yıllarda dünyada ve ülkemizde taş kömürü ihtiyacı artarken, bilinçsiz ve sorumsuz bir şekilde, farkında olmadan TTK’da kömür üretimi azalmış, ithalat artmış ve böylece de demir çelik sanayisi dışa bağımlı hâle gelmiştir. Bilindiği gibi, dünyadaki enerji kaynaklarının hızla tükendiği, eldeki verilere göre dünya petrollerinin otuz beş yıl, doğal gaz rezervinin altmış yıl, kömür rezervinin ise iki yüz yıl ömrü olduğu değerlendirilmektedir. Zonguldak havzasında bulunan toplam taş kömürü rezervi 1,5 milyar ton civarındadır, bu da yaklaşık olarak iki yüz yıllık bir üretim anlamına gelmektedir.
Değerli milletvekilleri, ülkemizin sahip olduğu metalürjik özellikli Zonguldak taş kömürü, demir çelik sektörü ve termik santraller açısından tek güvencemizdir. Bugüne kadar TTK üzerinde izlenen yanlış ekonomik ve siyasi politikalar ile yatırım yetersizliği, kurumu üretim yapamaz duruma düşürmüştür. Dünyadaki taş kömürü fiyatları ve üretimi hızla artmasına karşın TTK’da üretim artışı sağlanamamıştır. Taş kömürü ihtiyacımızı iç kaynaklarımızdan karşılayabilme imkânlarımız varken, kömür ithalatı için yıllık yaklaşık 2 milyar dolar ödüyoruz. Böyle giderse, 2010 yılında kömür ithalatı için 5 milyar dolar ödeyeceğimiz açıktır.
Ülkemizin iç ve dış borç batağına sürüklendiği, İran’ın doğal gaz akışını kestiği günümüzde, kaynaklarımıza, dolayısıyla TTK’ya sahip çıkmak ulusal bir görev sayılmalıdır çünkü hemen yanı başındaki Erdemir ve Kardemir ile termik elektrik santralleri, üretilecek her kilo taş kömürü satın almaya hazır beklemekte ve dışarıya verilen dövizlerle yeni yatırımlar yapmak istemektedirler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayın Sayın Koçal.
ALİ KOÇAL (Devamla) – TTK şu anda, yer altında kazılmaya hazır kömür sahalarının ancak üçte 1’ini çalıştırabilmektedir. Maden ocaklarının üçte 2’si işçi açıkları nedeniyle çalıştırılamıyor. Aslında, dışa bağımlılıktan kurtulmak, üretimi artırmak ve istihdam sağlamak için her şey hazır. Yapılması gereken, Zonguldak TTK’ya üretim işçisi almaktır. TTK’nın ve sivil toplum örgütlerinin, meslek kuruluşlarının talebi de budur. Biz, bu nedenle, üretime hazır maden ocaklarında zamanında üretim yapılamaz ve ocaklar kapanırsa, bunların yeniden açılmasının oldukça zor olduğunu ve 2 kat daha masraflı olduğunu ifade ediyoruz ve bütün bu nedenlerle diyoruz ki: “Zonguldak TTK taş kömürü işletmelerine 2.000+2.000 toplam 4.000 üretim işçisi ve 500 hazırlık işçisinin vakit geçirilmeden alınması, artık, bir zorunluluk hâline gelmiştir.” Zaten, Sanayi ve Enerji Bakanımız 2004 yılında Zonguldak’ta ve 2008 yılında bütçe konuşmasında TTK’ya 5 milyon ton üretim yapabilmesi için işçi alınması gerektiğini ifade etmiş. Ancak, 10 bin işçiyle bunun yürütülemeyeceği açıktır. O nedenle, en kısa zamanda 4.500 işçi alınmalı ve üretim, hedeflenen noktaya getirilmelidir diyor; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Koçal.
|
|
|
|
|
 |